“Bir yanda bir gri ve diğer yanda da rengarenk başka bir şey var”

5753_headline

Gazete360 olarak gökkuşağı renklerini sokağa serpiştiren kişilerle konuştuk. Polis tarafından arandıkları ve soruşturmanın devam etmesinden dolayı isim ve fotoğraf kullanmadık. Bunun yerine her biri bir renk oldu… Kaldı ki, kim oldukları da önemli değil… Çünkü onlar hayatın renklerinin taşıyıcıları, kırmızı, sarı, mavi, yeşil…

16 Eylül 2013 – 01:05

Röportaj: Hasan YIKICI

Sarı: “Bir yerde de gökkuşağı kadar masum ve gökkuşağının bütün renkleri gibi… Bütün insanları kapsayan bütün insanlığı kapsayan bir bayraktır bu.”

Mavi: “Sen ne kadar da topluma, ulusa dayansan da kendi içinde kahramanlığa dayalı bir yaklaşım oluşturmaya çalışsan da toplum bunu algılamalıdır ki insan evladı çok çeşitlidir.”

Kırmızı: “Tamamen insana dair her şeyin yitirildiği bir sistemdir aslında yaşadığımız sistem. İnsana dair ne varsa, aşka dair, iki insan ya da üç ya da dört insan arasında olan tüm iletişimi yitirten bir sistem.

Yeşil: “Yani bu sadece LGBT bireyleri için değil derdi olan her insanın bir özgürlük istenci eylemidir.”

Lefkoşalılar, Girneliler ve Mağusalılar bir sabah uyandıklarında bazı çemberlerin, merdivenlerin ve kaldırım taşlarının rengarenk olduğunu görürler…

Şehirlerin sakinleri çemberleri kimlerin boyadığını merak ededursun, insanlar hayatın bastırılmış renklerinin özgürleşircesine mekanlarda kendisini göstermesini anlaşılır bir sempatiyle karşılar.
Hemen ardından başta sosyal medya olmak üzere pek çok mecrada bu olay ‘gökkuşağı devrimi’ olarak yaygınlaşır…

İnsanlar inisiyatifler üstlenip evlerinin veya yaşam alanlarının çevresini gökkuşağı bayrağının renklerine boyamaya başlar…

Sonra polisin çemberleri boyayanları aradığı, haklarında soruşturma başlatılacağı gündeme gelir…
Fakat hiçbir otorite hayatın içinden fışkırarak kaldırım taşlarının griliğini yokeden renklere dokunamaz.

Peki çemberleri ve merdivenleri gökkuşağı renklerine boyayanların derdi nedir? Ne yapmak istiyorlar? Hangi değerlerle hareket ediyorlar? Nasıl böyle bir eylem ortaya çıktı? Hayatın neresindeler?
Gazete360 olarak gökkuşağı renklerini sokağa serpiştiren kişilerle konuştuk. Polis tarafından arandıkları ve soruşturmanın devam etmesinden dolayı isim ve fotoğraf kullanmadık. Bunun yerine her biri bir renk oldu…
Kaldı ki, kim oldukları da önemli değil… Çünkü onlar hayatın renklerinin taşıyıcıları, kırmızı, sarı, mavi, yeşil…

sbm

 “İfade özgürlüğümüzü, düşünce özgürlüğümüzü istiyoruz. Baskı içerisinde veya korku içerisinde ya da sansürle yaşamak istemiyoruz.”

Çemberleri boyamaktaki maksadınız neydi?

Kırmızı: Bizim bir balonumuz var. Ve bunun içinde yaşıyoruz. Ve dışarıdakilere dokunmaya çalışıyoruz, ‘kardeşim biz buradayız’ diye. Bunu yapmak için Türkiye’den esinlenip de onun yeline kapılmak ‘kolayımıza’ gelir, ama biraz daha etkili olabilir. Yine Türkiye’den mi etkiledik diye bir sorunsallık yaşadık kendi aramızda.

Sarı: Aslında burada maksat, çok orijinal bir şey yapalım da bizi hatırlasınlar, görsünler de ‘ne kadar orijinal bir şey yapmışlar’ denilmesi değildir.

Buradaki maksat Türkiye’de ve daha birçok ülkede hala daha LGBTQ bireylerin sorun çektiği, insanların sıkıntılar yaşadığı, gizli kimlikler içinde yaşıyor olduklarını burada da ifade etmek, görünür kılmaktı. Bu sorunu dile getirmekti.
Ve insanlar iyi veya kötü bu konu hakkında konuşmaya başladılar. Dereboyu’nda tam askerin çıkışının karşısındaki çemberi boyadık. Burada bir gönderme var. O da güzeldir.

Girne bir yerden atıfta bulunuyor Türkiye’deki merdivenlere.

Askere karşı, ifade özgürlüğümüzü düşünce özgürlüğümüzü istiyoruz. Baskı içerisinde veya korku içerisinde ya da sansürle yaşamak istemiyoruz. Ve bırakın yapalım diye bir şey oldu. Mağusa’da aşıklar yolunun boyaması ile zaten orada direk bütün insanların aşkı sevgiyi hak ettiğini ve istediği insanla beraber olma hakkının olduğu mesajını vermeye çalıştık.

Bu bir LGBT hakkı değildir sadece. Bu bir insan hakkıdır. Ve insanlar bunu anlayamıyor. Çünkü aşkı ve sevgiyi nedense sadece heteroseksüellerde algılayabiliyorlar. Ama geriye kalan herkeste bir anormallik var gibisinden. Hayır. Bu insan haklarına aykırıdır.

Bu eylem olmadan LGBT Onur haftasında Mağusa’da çemberlere küçük gökkuşakları bırakıldı. O olay nasıl gelişti?

Mavi: O günlerde dünyada onur haftası etkinlikleri vardı. Bu konuyu konuşurken ‘keşke burada da başlasak’ dedik kendi kendimize. Ama doğal olarak görünür olmak o kadar da kolay bir durum değil.

Sarı: Aramızdaki bir kaç arkadaş üzücüdür ki şöyle cümleler kurmaya başladı: ‘ben bir öğretmenim, beni böyle bir etkinlikte görseler ne diyecekler, işi elimden alırlar, sonuçta çocuklarla çalışırım anneler babalar ne kadar rahat olacaklar LGBT bir öğretmenleri olduğunu öğrenirse’ gibi kaygılar dile getirenler oldu.

Hayatın, neden senin kabiliyetini ya da iş yapabilme olanağını engellesin. Böyle kaygılar dile gelmeye başlayınca biz dedik ki yapabilmek aslında haktır. Çünkü bu bir kutlamadır. Kötü bir şey değildir. Kin ile yapılan bir şey değildir. Tam aksine sevgiyi kutlayan ve birleştirici bir yürüyüştür aslında. Gün ışığında açık açık yapılamadığı için de bir yerde de bir görünürlük de olmasını istediğimizden sabahın köründe bunu yapmaya karar verdik ve çemberlere gökkuşağı bıraktık.

“Renklerin hiçbiri tamamıyla LGBTQ’ya atıfta bulunmaz. Bütün insanları kapsayan bütün insanlığı kapsayan bir bayraktır bu.”

 Sarı: Bir yerde de gökkuşağı kadar masum ve gökkuşağının bütün renkleri gibi… Renklerin hiçbiri tamamıyla LGBTQ’ya atıfta bulunmaz. Bütün insanları kapsayan bütün insanlığı kapsayan bir bayraktır bu.

Düşündüğümüzde herhangi bir bayrak, bir kurumun, bir ülkenin bayrağıdır ve ayrıştırıcı bir özelliği de vardır. Burada ise hepimizin insan olduğu ve sevmek istediğimizin, özgürce sevmek istediğimizin bayrağıdır bu. En güzel olan bu bayrağa nedense insanlar kötü kötü kelimelerle, yok ibneler gibi tepkilerle yaklaşır. Burada bir sorun vardır.

Yeşil: Bundan üç dört yıl önce çok bilinen bir gazeteci gay olarak bilinenlere neredeyse savaş açtıydı bu ülkede. O öğretmenler çalışmaması gerektiğini ısrarla haftalarla yazmış söylemişti. Bayağı da ilgi topladı ve destek de aldı bir sürü insandan.

Kırmızı: Toplumda, eğer bir öğretmense çocuğu nasıl öyle bir öğretmene bırakılabilir gibi bir algı var. Ve sessiz kalan da bir sürü insan var. Hasta gibi görmekte. Yani eşcinsellere karşı bir yatak odası algısı var insanlarda. Heteroseksüellere çok anlamsız gelir. Bu tabu nasıl kırılacak, göreceğiz. Görünür olunca mı kırılacak, özellikle bu ülkede çok daha enteresandır, insanların o yatak odası algısından çıkması gerekir.

Her şey aşkla ilgilidir ve gerçekten de aşka dayalıdır biraz. Bunu kafamızda algılamalıyız. O bahsettiğimiz balonun dışındakiler için de.

Sistem heteroseküsel yaşayan insanları tek tipleştirir aslında. Gri yani. Bir yanda bir gri ve diğer yanda da rengarenk başka bir şey var. Hatta bütün renkler, sadece orada olan 6 renk değil, o 6 renk dışındaki de bütün renkleri kapsayan bir şey var orada. Ve o griye karşıydı o boyamalar, tek tipleştirmeye karşıydı… Yapılan ve daha yapılmayanlar…

renk_mag

Kamusal alanlarda gittikçe daralıyor aslında…

Yeşil: Çok fazla kamusal alan yok… Meydan kültürü yok. İnsanların bir arada oturma kültürü yok. Her şey özel alanda… Ya özel bir cafede ya bir mekanda ya da evinde. Her şey de onun çerçevesinde; genişlemekten ya da özgürleşmekten çok gittikçe daralan bir şekle bürünür. LGBT bireylerinin büyük bir çoğunun, onları bilen yakın arkadaşları vardır ama bunu kamusal alanda ifade etmekten kaçınır.

Mavi: Toplumda zaten her alanında temsiliyetler anlamında sıkıntı var. İşin kötüsü bir yerde de ne zaman ki bir grubu bir başka grubu temsil etmeye başlar orada ciddi bir sorun oluşur. Çünkü bir başkasının temsiliyeti söz konusu. Ve özellikle LGBT özelinde, LGBT bireylerin kendi kendini temsil edemeyişi gibi bir sıkıntı var orta yerde. Dolayısıyla bunun yıkılması lazım, bu yapılan etkinliklerle temelinde bu var… O temsiliyeti ortaya koymak ve ‘ben buradayım’ diyebilmeliyiz. Toplumdaki genel önyargıların yıkılması ve toplumun, LGBT’nin yaşamın parçası olduğunu, hetero yönelimlerin normal olduğu kadar heteroseksüel olmayanların da aynı derecede normal ya da aynı derecede anormal olması gerektiğini anlamalıyız… Nasıl baktığına bağlı olarak değişir tabii… (gülüşmeler)
Bunu anlatabilmek lazım. Bir yerde kabullen, burada senin kendinden saymadığın bir grup vardır ama o da senin bir parçandır. Sen ne kadar da topluma, ulusa dayansan da kendi içinde kahramanlığa dayalı bir yaklaşım oluşturmaya çalışsan da toplum bunu algılamalıdır ki insan evladı çok çeşitlidir. Ve bunu da kabullenmek durumundadır. İleriye gidebilmesinin de tek yolu budur.

“Böyle küçük toplumda ve herkesin birbirini tanıdığı yerde bırak LGBT ilişkileri heteroseksüel ilişkiler bile ön yargıyla, bin bir zorlukla, baskı içinde gerçekleşiyor.”

 Bu algı nasıl kırılacak nasıl değişecek peki? Sizlerin düşüncesi nedir?

Yeşil: İşin en başında bu ülkede eşcinsel ilişkiyi yasak yapan bir fasıl 154 var. Doğaya aykırı diye… Adını ne koyarsanız koyun… Son bir kaç yıldaki örneklerden gördük ki direk olarak eşcinsel ilişkiyi hedef alabilmekte. O varken ve burada dururken insanların görünür olma özgürlükleri zaten yok…

Kimsenin öyle bir cesur davranışta da bulunmasına gerek yok… Kimsenin öne atılmasına da gerek yok bence… Önce yapılması gereken şey yasal düzenlemeler. Sonrasında beklenmelidir daha özgür davranmasını ya da diğerleri özgürlük hakkının tanınmasını… Önce devletin LGBT bireylere kendi özgürlüklerini vermesi lazım.

Sarı: Onun da biraz öncesinde o adımı atmadan önce, eğer bir yasa değiştirilmek isteniyorsa toplumun devlete bu baskıyı yapması lazım. Bizim topumda maalesef insanlar bunu yapmıyor. Onu bırak heteroseksüel ilişkilerde bile toplum hala daha ‘kızım eteğini öyle giyme, o oğlancıkla yanlış görüşün’ gibi tepkiler verir. Böyle küçük toplumda ve herkesin birbirini tanıdığı yerde bırak LGBT ilişkileri heteroseksüel ilişkiler bile ön yargıyla, bin bir zorlukla, baskı içinde gerçekleşiyor. Ve yani sırf görüşebilsinler diye erkek arkadaşıyla sözleşip nişanlanan insanlar varıdır. Sırf ikisi beraber bir evde yaşasınlar diye böyle adımlar alan insanlar vardır. Fakat toplumun önce bunun farkına varması lazım…

Mesela yurtdışına gidip gelmeden önce ben de habersizdim. Yurtdışına gidince açıldı gözlerim… Ben ilk neden bunların ayrı olduğunu anlamadıydım… Ama zamanla gözlerim açıldı ve bu ilişkilere karşı olanların da olduğunu anladım. O zaman ‘neden’ diye sormaya başlıyorsun işte… Neden sevmeyi seçtikleri kişilerini, seviştikleri kişilerin aynı cinsten olmamasından dolayı mıdır diye..

“Sadece yasa yetmez”

Sarı: Toplum o yasayı sahiplenmediği sürece o yasanın orada durmasının pek bir anlamı yoktur. Sadece kağıtta yazmasının çok bir yararı yoktur aslında. Yeri geldiğinde kafa çevirebilirler, görmezden gelebilirler yasayı…

Mavi: Hali hazırda bütün dünyayı saran belli bir etki var. Kısaca süre önce İngiltere’de, Fransa’da, ABD’nin belli yerlerinde kabullenmeye başlandı. Sistemin içinde varlığı kabul edildi bu meselenin. Mutlaka toplumun bunu algılaması çok uzun sürecek. Ama en azından öncelikle o yasak noktasından çıkartmalıyız. Ne yazık ki bizde fi tarihinden kalma yasalarla, bırakın toplumun içindeki birey ve kurumların kabul etmesini, tamamen yasak, öteki kaka, olmaması gereken bir durum olarak algılamaya devam ediyor. Belki burada daha büyük sorumluluk LGBT’ye düşer ama ilerici olan diğer örgütlere de bir yerde heyecanlandırarak biraz adım atmaya zorlayarak bu tür yasaların öncelikle orta yerden kaldırılması için mücadele edilmelidir. Esas motive güç de LGBT örgütleri olmalıdır. Bu yapılan eylemlerin tümünde öyle bir olasılığın yaratılabileceğine inanç arttı. Ve tabii arkası da gelmesi lazım… Sürekliliği olması lazım.

Sadece boyamayla ilgili değil aynı zamanda da çeşitli yerlerde bireyin kendisinin görünür olması önemlidir.
Birey kendisini ortaya koymalı, ben buradayım diyebileceği eylemler ortaya koymalı. Ki hem bir yerde de Kıbrıs insanlarının kanına giren hem de aynı zamanda diğer örgütlerin bu konuda toplu adım atmasını sağlayacak olan bir zorlama olmalı.

Kırmızı: Yasayı değiştirebiliriz. Ama yasa değişti diye pratik de değişmez. O yüzden daha da indirgemek lazım. Sadece LGBT değil, sadece Quir sıkıntıları değil… Toplumun her yerinde olan insanlardır bunlar ve toplumun geneline dair fikirleri, kaygıları eylemleri vardır. Karşındaki insandır, lezbiyen, gay trans, quir ya da ‘ibne’ olabilir genelde denildiği gibi ama insandır. Ve bir fikri var. Sadece bir ask yaşar. Çok basit. Bunu insanların algısına birazcık olsun sokabilmek lazım…
Son 1 Eylül’de 18 adet gökkuşağı bayrağı vardı. Geçen yıl üç tane vardı sadece… 18 tane bayrak oldu ve gitti o insanlar… Kimse de kimler tutar diye sormadı. Çünkü toplumda öyle kimdir kimdir acaba algısı da vardır. Biraz daha normalleştirmek lazım. Aşağıya çekmeye çalışmak lazım.

Ben çok umutluyum. Bu yüzden yasaya çok da takılmamak lazım…

Yeşil: O yasa düzenlemesi yine de şarttır. Tabii tabandan da hareketlerin gelişmesi lazım. İnsanlarda farkındalık oluşturulmalı ya da farkındalıksızlık giderilmeli.

Türkiye’deki Gezi Parkı örneği işin tek bir hareketle nasıl olabileceğini gösterdi. Çünkü geçen yılki onur yürüyüşündeki insan sayısıyla bu yıl ki insan sayısının çok daha fazla olması Gezi’deki insanların birliktelik ruhu oldu. O birlikteliği deneyimlemiş olması oldu. Ve seninle beraber duruyorlar. Aynı sorunlar için yan yanasın sonuçta. Sana iktidar tarafından yapılan ayrımcılığı sen onlara karşı nasıl yapabilirsin ki… Düğüm burada çözülüyor.

Kıbrıs’ta her gün neredeyse eylem var. Sokağa baktığında yılın 200 günü bir eylem var… Eylemlere karşı hissizliğimiz de var toplum olarak. Artık dönüp de bakmayız kim ne diyor diye…
Şöyle bir de yargımız var: Herkes para için uğraşır nasıl daha fazla para arttıracak. Aslında toplumun genelinde belki de esas hedefimiz de budur…

Aslında bu haklarıdır ama Kıbrıs’ta bir şekilde paraya indirgenir. Buradaki durum ise hiç parayla yan yana gelmeyecek bir şey… o yüzden insanların buna tepki göstermesi, sahiplenmesi için başka farkındalıklara ulaşması lazım…

Yani o yüzden tabanda bunu destekleyecek insanların o farkındalığa ulaşması lazım…

Türkiye’deki bu boyama eyleminin çıkış noktası lgbt hakları olmamasına rağmen gene de bir şekilde herkesin sahiplendiği, Gezi Parkı gibi büyük bir başlığın altında toplandı, sisteme karşı durulan bir tavır olarak devam etti.

Herkes de sahiplendi. Sadece LGBT’lerim sahiplendiği değil sokaktan geçen herkesin desteklemesiyle arttı bu gökkuşakları… Bizde nasıl gelinir bu noktaya bilmiyoruz tabii…

Kırmızı: Bizde de Kuğulu park olayı olursa gelirin belki. (gülüşmeler)

 “Bizde de Türkiye’deki sürecin yansımasını istemedikleri için tepki gösteriyorlar… TC ile bir ilişki var sonuçta… Hepimiz hala Elçi’ye vali diye seslenen insanlarız…”

renk_lef-440x330

 Polisle ilgili olarak ne gibi bir sıkıntı oluştu? Bildiğimiz kadarıyla hakkınıza soruşturma başlatmışlar.

Sarı: Kamu malına zarar vermekten aranıyormuşuz… Böyle bir şey olsaydı eğer Avrupa’daki bütün grafiti sanatçıları şimdiye hapisteydi.

Yeşil: İnsanların kendini ifade etme haline geldi bu eylemler. Grafiti gibi… Gidip bir yerin camını kırmaktansa, bir duvara derdini yazarsın… Bir sürü şehir bunu sahiplendi ama bizde o sahiplenici bir farkındalık ve şehir kavramı oluşmuş değil.

Sarı: Mağusa’da liman yolunda, ‘Ayşe bana geri gel’ ya da ‘Yunus seni seviyorum’ gibi şeyleri ya da af edersiniz ama belli başlı üreme organlarını sprey boya ile yapmaları sorun olmaz ama bir çemberin boyanması ve güzel bir şekilde yapılması nasıl sorun olur, bundan mı rahatsız olurlar; bu kamu malına zarar vermektir de diğeri değil midir?

Yeşil: Ama işte senin yaptığın şeyin altında da başka şeyler var… Bizde de Türkiye’deki sürecin yansımasını istemedikleri için tepki gösteriyorlar… TC ile bir ilişki var sonuçta… Hepimiz hala Elçi’ye vali diye seslenen insanlarız…

Kırmızı: Aslında bir çok insan bu boyama meselesine olumlu yaklaştı. Esnaftan tut da vatandaşa kadar. Belediye meclis üyesi bile destek belirti.
Kaldırımları boyayacak birini bulduk noktasından bakılsa da o bile güzel…

Mavi: Orada önceden izin almamızı ve önceden alınan izin çerçevesinde yapılsın dendi. Sanki insanlarda her şeyi basit bir imgeye, imaja indirme kaygısı vardır. O bir yerde yapılan etkinliğin kendi içindeki kaygısını arka planındaki anlamını görmez… İnsanların bize destek vermek için boyaması, altında yatan anlama destek verme noktasında olsa daha manidar olacak. Ama aman Lefkoşa cıvıl cıvıl olsun, renkli olsun demek biraz daha farklı.

Sizin yaşadığımız şehre yönelik görüşleriniz, rahatsızlıklarınız nelerdir?

Yeşil: Burada özgürlük kavramına dönüp dolaşıp geliyor. Sadece LGBT bireylerin özgürlüğüne de değil bir taraftan bu underground eylem olarak düşünürsek kendisini ifadenin de özgürlüğü… Yani bu sadece LGBT bireyleri için değil derdi olan her insanın bir özgürlük istenci eylemidir.

Burada önemli olan belediyenin veya şehrin ne kadar kabullenici olduğudur. Dünyanın birçok şehrinde artık desteklenmektedir bu eylemler, kamusal alanlara yapılan sanatlar, grafitiler

Bunun kente de bir geri dönüşümü olur.

Sokakta, kamusal alanda kişinin kendisini ifade biçimi, varolma biçiminin sağlanması lazım… Burada şehrin sana ne gibi şeyler tanıdığıyla da alakalıdır. Biz de şehir olgusu tam da yerleşmemiştir. Çırpınıyoruz şehir olarak.

Bisikletliye özgürlük yoktur, engelliye özgürlük yoktur, trafik de insanların kurallara uyması gibi bir durum yoktur… Binalarda herkes aynı şekilde kendine göre davranır, yayalar aynı şekilde… Meydan yok. Sokakta yaşama biçimi yok. Sokakta varolacağın herhangi bir alan yok…İlle de bir meydan olması gerekmez ama seni mecbur eder gidip bir mekanın içine, kutunun içine hapsolasın… Bunun alternatifi yoktur . Ne de yeşil alan park vardır…

Kamusal alanda yaşama biçimi herhangi bir şekilde kısıtlanmıştır. Tek yaptığımız şey arabadan in gireceğin yere gir sonra yine arabaya bin.

Sarı: Meydanlarda da 10 kişinde fazla insan toplansın ve eğlenmeye başlasın sorun çıkar… Street Gathering diye etkinlikler yaptık bir ara… İlkinde yaklaşık 50 kişi vardı. Ve tamamıyla çok masun, gitarını oyununu kapan gelsin mantığıyla hareket ettik. Çok güzel şeyler de oldu. İnsanlar eski kitaplarını kullanmadığı eşyalarını getirip değiş tokuş yaptılar. Böylesine güzel bir etkinlikte gecenin sonu polisin başımıza dikilmesiyle bitti. ‘Siz burada ne yaparsınız izinsiz’ diye geldiler…

Yeşil: Bu biraz da şehrin bir sorunu. Çünkü yaşama alanları ile eğlenme alanları birbirinin dibindedir. Öyle olunca da sen kendi özgürlüğünü tanımlamaya çalışırken başkalarının özgürlüğünden çalan. Bu da başından sorunlu bir şey…

Sarı: Benim demek istediğim kamusal alanları kullanmaya çalışıldığında da gene ters teper.
Bence insanlar kendi ilişkilerinde, evliliklerinde de sorunlar yaşadıkları için başka insanların ilişkilerini eleştirmek, didiklemekle de sorunludurlar… Heteroseksüel ilişkilerde insanlar sorun yaşarken LGBT’yi nasıl kabullensinler zaten. Bence bir yedirememezlik var. ‘Onlar mutlu olmayacak çünkü biz de bu halimizle mutlu değiliz zaten’ yaklaşımı var. Hazmedememe var yani.

“Sorasından tabii ki o insanların büyük bir çoğunluğu hiç deneyim yaşamadan evlenirler. Kim olduklarını bulmadan evlenirler. Deneyim yaşamadan; sadece seks anlamında değil, hayata dair herhangi bir deneyimleri olmadan evlenirler.”

Aile olgusu ve toplumsal cinsiyet rolleri

Kırmızı: İki insan evlidir ama biri kadın biri erkek. Karısı kocasını aldattı mesela. Buna dışarıdan bakan aldattı der.. Ama içinin kimyasını bilmeye, öğrenmeye yönelmezler. İnsan değişebilir, başka birine de aşık olabilir. Bundan doğal ne var…

Sarı: Annelerin babaların tek derdi oğlum veya kızım evlensin de kurtulsun mutlu olsun. Ama her zaman öyle değildir o. Bu memleketin boşanma sayıları rakamları başka büyük ülkelerle çıkışır yani…

Yeşil: En başından sorun var. Aile bir şekilde çocuğu gideceği ya da gitmesi gereken yolu empoze eder. Belli bir yaşa gelince bunu yapacaksın diye. Okula gideceksin, evleneceksin diye… Öyle bir yol çiziliyor çocuğa. Zaten genç evlilikler herhalde hepimizin hayatından en sık gördüğümüz şeylerden biridir bu. Sorasından tabii ki o insanların büyük bir çoğunluğu hiç deneyim yaşamadan evlenirler. Kim olduklarını bulmadan evlenirler. Deneyim yaşamadan; sadece seks anlamında değil, hayata dair herhangi bir deneyimleri olmadan evlenirler. Kısa süre önce bir masanın etrafında 14-15 kişi otururduk. Yaş ortalaması da çok düşük değil… 25-35’e kadar… Herkes ailesiyle kalırdı. Böyle bir ülkedeyiz… Ailenin kontrolünde, iş ve özgürleşme çok kısıtlıdır. Böyle olunca da onların sana çizdiği yolu senin de yürümen gerekir.

Kırmızı: Adam veya kadın gider yurtdışında yaşar bir süre. Buraya gelip de tekrardan o ailenin içine girmeyi hiç sorgulamaz. Kıbrıs öyle bir yerdir ki buraya geldiğin anda, Ercan’dan içeri girdiğin anda başka birisi olun.

Mavi: İçinde yaşadığımız toplum tamamen travmalar toplumudur. Arka arkaya bir sürü travma yaşamıştır. 63’leri 74’leri yaşadı. İnsanlar savaşı yaşadı. Dolayısıyla ekonomik kaygılarla da oluşan kendi içinde kapalı ve korumacı bir anlayış vardır. O korumacı anlayışın içinde aslında ‘aman dizi dibinde olsun’ mantığını gelişti ve daha fazla bir birini baskı altına alan bir durum söz konusu oldu. Çevremdeki arkadaşlara bakıyorum, onların da neredeyse ayını çerçevede yaptıkları çatışmaları gördükçe, sorunun tamamen aile kavramı ile ilgili olduğunu görüyorum… Bir bütün olarak sorgulamak lazım.

Yeşil: Zaten toplumsal cinsiyet rolleri de biraz aile temelinden çıkma halindedir.

Sarı: Aile tanımı dışında erkeklik ve kadınlığın da tanımının değişmesi lazım. Tamamıyla bilindik haliyle kalkması lazım aslında. Bu ülkede benzer kültürü olan ülkelerde de benzer tanımı vardır; işte erkek evin direğidir, çalışır, kadın oturacak yemek yapacak çamaşır yıkayacak, erkek de tesisat sorunlarını halledecek gibi…

Mavi: Modernizmin getirdiği kalıplar bunlar… Onun dışına çıktığın anda sıkıntı başlar işte…

Sarı: İnsanlar bu tanımlardan bir kurtulabilse…

“Kadınlar ve adamlar olarak hepimiz, her birimiz ayrımcılığa uğruyoruz.”

Yeşil: Burada oturduk ve bireylerin bir şekilde hak kazanmasını konuşmaya başladık en başında. Ama iş daha genel bir şeye gelir. Aslında toplumsal cinsiyet özgürlüğü bu adada nasıl oluşacağıdır mesele. Sadece LGBT bireyler ayrımcılığa uğramaz. Kadınlar ve adamlar olarak hepimiz, her birimiz ayrımcılığa uğruyoruz. Empoze edilen roller vardır, erkeğin rolleri vardır, kadının rolleri vardır ve o rolleri kendi üstüne kılıf olarak giymiyorsan sorunlu bir bireysin en başında. Toplum tarafından dışlanın, marjinal olun. Çünkü özgürlüğün yok… Senin giymek istediğin nedir diye kimse sormaz sana. O kılıfı hazır paket olarak sunarlar ve giymek zorunda bırakılın. Evliliklerde de öyledir. Bu ülkede kaç tane evlilik dışı birliktelik yaşayan insan vardır ki aynı evde… Çok da mümkün olmuyor bu. Ancak ‘marjinal’ insanlar bir şekilde o özgürlüğü yaratmak için deneyimlerler veya kendi yaşam halleri o olduğu için onu yaşamak isterler. İlla evlenmek bir şart olmaması lazım.

Sarı: Kesinlikle olmaması lazım. Evlilik içindeki ilişkiler de zaten arızalı olduğu için etki ediyor. Evlendikten sonra 20 sene sonra hala tutkuyla isteyerek sevişen kaç kişi vardır. Ben hayal edemem.

Kırmızı: Çok doğru. O imzayı attın, o çizgiyi geçtin; bir statü belirler sana. Sistemin sana yüklediği statü… Senin kimliğin bunlarla belirlenir. Bir de mesleğinle. Tamamen insana dair her şeyin yitirildiği bir sistemdir aslında yaşadığımız sistem. İnsana dair ne varsa, aşka dair, iki insan ya da üç ya da dört insan arasında olan tüm iletişimi yitirten bir sistem.
Okudun, evlendin, evini de aldın, araban da var, çocuk da yaptın sonra da öldün ve bitti. Bu değildir hayat. Yaşamak böyle bir şey değil…

Makine

Mavi: Ailelerin daha önceli nesillerin yaşamak isteyip de yaşayamadığını yaşatmak istiyor. Bir makine var aslında. Toplumsal bir makine… Ve sonunda makineden çıkacak ve makinenin sonunda da tüketime sunulacak insanlar… Tüketilecen, tüketecen ve gün gelecek artık tüketilmez duruma geleceksin…

Yeşil: Ailenin yaptığı yardımı da sorunlu bulurum açıkçası. Çünkü karşılıksız değildir. Senden beklentileri vardır. Sana o yardımı yaptığı sürece o beklentileri de olacaktır.

Peki makineden kurtulabilecek miyiz?
Mavi: Daha fazla örgütlenerek, örgütlenmek de aşktır. Daha fazla aşık olarak olacak… O aşkı inatla yaşatmak için devam etmemiz lazım…

Yeşil: Ben şu anki Kıbrıs’ı 5 sene önceki Kıbrıs’la aynı bulmam. Daha iyi bulurum. Bu insanların farkındalığı açısından, yaşam biçimi olarak… Çoğumuz izole alanlarda yaşıyoruz. Çünkü izole alan oluşturmak zorundayız kendimize. Sürekli birileri tarafından yargılandık ve öyle bir yerde durmak çok yorucu bir şeydir. Bu söylediğim şeyi tamamen kendini izole etmek olarak algılamayın, ama kendine daha özgür olabileceğin bir alan yaratmaktır mesele. Eskiden daha kapalı ve küçük gruplar halindeydi, daha dar bir çemberdeydik ama artık daha büyük çemberlerde izole edilen alan. Senin kendi özgür alanının genişlemesidir aslında bahsettiğim şey. Ki bu da doğallığında oluyor. Başka insanların arasında olup da kendi duruşunu sergilemen doğal olarak gelişiyor zaten…

Sarı: Burada konuşan herkes bir yerde Kıbrıs’ı bıraktı ve yurt dışına gitti. Ve tamamıyla Kıbrıs’ın sosyal baskısından uzakta kaldı. Gittiğin yerdekinin de umurunda olmadın zaten. Ve gittiği yerde kendini bulmuştur. Neyi hisseder neyi ister diye. Tamamıyla bir birey olarak düşünüp kendini bulmuştur diye inanırım. Ve geri gelir. Buraya döndüğünde burada kalıp da kendi özgürlüğünü burada aramaya çalışan insanlarla karşılaştırıldığında bir yerde aynı şekilde gelişmediğini görürüz sürecin. Geri gelmek için bir yerde kaçmak lazım belki. Şart değil belki ama ben inanıyorum ki 5 sene önce herkesin üniversitede okuyacağı bölüm belliydi. Şimdi mesela insanlar gider ve farklı farklı bölümler okurlar… 5 sene sonra bu konuyu başkalarıyla konuştuğunda onlar da eminim 5 sene önceye göre daha iyidir diyecekler.

Kırmızı: Ben çok umutluyum. Özellikle LGBTQ veya kadın konularında bir şeyler hareketlenmeye başladı. Bence bu yarım kalmış bir şeydir, gökkuşağı meselesi… Balonun dışındaki insanlara bir şekilde temas etmeli, ulaşmalıyız sonuçta… Ama bir şeyler değişecek.

1 Eylül sabaha karşı yapılan o eylemle ilgili olarak çok güzel bir topluluk oluşturduk. 30-40 kişilik bir grup oluşturduk. Daha sonra şehirlere ayrıldık. Herkes kendi bölgesine dağıldı. En azından insanlar Dereboyu’ndan geçerken o renkleri görür ve bir şeyler düşünürler…

O grup içinde de çok da yakın olmayan insanlar da vardı. Onlar bile bir şeylerin daha da fazla farkına vardılar… Niçin griyi boyuyoruz diye insanların bir fikri oldu. Tabii bu hareketin de burada durmaması lazım.

Yeşil: Aslında Kıbrıs’ta böyle bir sıkıntı var. Bir şey yapılır ve yapılan şey orada kalır. Ve sonrasında da ne olacağı çok da düşünülmez. Bu hareketin nasıl ilerleyeceği tartışılmaya lazım. Ya da o görünürlüğün nasıl daha farklı şekillerde sokağa taşınabileceği düşünülmeli. Kamusal alanları kullanmamız lazım.

Mavi: Benim kelimelerle sorunum var. Çarpık bir durum söz konusu, bozuk bir makine vardır. Buradaki herkes de kendi içinde o bozuk makinenin bozuk ürünleridir. O bozuk makinenin kendisinin değişmesi tamamen bozuk ürünlerin bir araya gelmesiyle mümkündür.
Kendi içindeki sisteme göre çarpık, bozuk, ötekilerin bir araya gelerek yeni bir alan yaratılması lazım.

Ben de çok umutsuz değilim bu konuda… Bozuklar bir araya geliyor… Günün birinde daha düzgün bir şey oluşturacak.

» Kaynak

About shortbusmovement

SHORTBUS MOVEMENT is a civil society initiative consists of Human Rights activists whose roles and positions change during each activity. SHORTBUS is a team of dedicated volunteer individuals who believe that all people are equal, irrespective of sexual orientation, gender identity, sex or any other status. The group’s center is located in northern part of Cyprus and they aimed to support all the individual or organizational activities of Lesbian, Gay, Bisexual, Trans and Intersex (LGBTI) people of Turkish Community of Cyprus.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s