»Kaynak

sbm1869 yılında kavramsallaştırıldıktan kısa bir süre sonra eşcinsellik, ruhsal bir hastalık olarak görülmeye ve 20. yüzyıl başlarından itibaren de zorla tedavi edilmeye başlandı. O günden bu yana, neredeyse 150 yıldır, bilim insanları, psikiyatrlar, psikologlar eşcinselliğin nedenlerini bulmaya, eşcinselliği tanımlamaya ve bilimsel bir açıklama getirmeye uğraşıyorlar. Ancak bu uğraşın altında yatan asıl nedenin çok da masum olmadığını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Çünkü bir şeyin nedenini bulmaya çalışmanın özünde o şeyin ortaya çıkmasına müdahale edebilecek yöntemlerin de bulunması yatıyor. Nitekim çeşitli zamanlarda eşcinselliğin nedenlerini bulduğunu iddia eden bilim insanlarının, özellikle ellili yıllarla yetmişli yıllar arasında, eşcinselleri psikiyatri hastanelerine kapatarak psikanaliz, elektrokonvulzif tedavi (EKT), elektrik şokuyla kaçınma tedavisi, apomorfinle kusturma ve bilişsel, davranışçı terapi gibi yöntemlerle tedavi etmeye çalıştıklarını biliyoruz.

Neyse ki 1973 yılında Amerikan Psikiyarti Birliği (APA)’nın içinden yapılan bir çağrıyla eşcinsellik hastalık kategorisi olmaktan çıkarıldı da bu tedavi furyası, en azından dünyanın gelişmiş ülkelerinde son buldu. 1990 yılına gelindiğinde de Dünya Sağlık Örgütü eşcinselliği hastalık kategorisinden çıkardı. Ancak bu gelişmelere rağmen günümüzde hala eşcinselliği bir ruhsal ve davranışsal bozukluk olarak tanımlayan psikologlar ve psikiyatri uzmanları bulunuyor ve o uzmanlar halen eşcinselleri “dönüştürme” çalışmalarına devam ediyorlar. Bu azimli psikolog ve psikiyartların yanında dünyanın birçok yerinde halen eşcinselliğin nedenlerinin bulunmasını, eşcinselliğin net ve sağlıklı bir tanımının yapılmasını isteyen insanlar var, Radikalblog’da da bu tür talepleri dile getiren yorumlar okuyorum.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, böyle bir talebi mümkün ve meşru kılan şey heteroseksüelliğin iktidarıdır. Heteroseksüelliğin biricikliğinin kabulüne dayanan bu düşünme biçimi bu talebin rahatlıkla ve olağan bir şeymiş gibi dile getirilebilmesine zemin hazırlıyor. Çünkü heteroseksizm, heteroseksüelliğe atfedilen ayrıcalıklı konum ve toplumsal pratikleri tariflediği gibi heteroseksüelliği bir norm olarak da kurgulayarak “en doğru” ve “biricik varoluş” olarak zihinlerimize kazıyor. Bu inanç ve düşünme biçimi o kadar katı ve değişmez bir gerçek olarak görülüyor ki, hiç bir kurum ya da kişinin yaptığı (eşcinselliği “olumsuzlamayan”) tanımlama ve açıklama kabul görmüyor, görmezden geliniyor. Çünkü eşcinselliğin nedenlerinin bulunmasını, net ve sağlıklı bir tanımının yapılmasını isteyenlerin asıl duymak istedikleri şey, eşcinselliğin bir “hastalık” bir “sapma” olduğu ve “normal” olmadığı. Bunun aksini söyleyen her türlü tanımlama ise heteroseksüelliğin iktidarı için tehdit olarak görülerek reddediliyor, söylenmemiş varsayılıyor.

Oysa eşcinsellik, APA’nın da kategorilendirdiği gibi üç cinsel yönelimden birisi[1] ve bu cinsel yönelimlerden herhangi birisinin diğeri karşısında ayrıcalığı ya da üstünlüğü yok. Heteroseksüelliği yücelten ve ayrıcalıklı bir yerde konumlandıran her türlü inanç, yargı ve düşünme biçimi de yalnızca bir yanılsamadan ibaret. Bu inançların ve düşünme biçiminin altında yatan nedenleri kısa bir blog yazısında irdeleyemeyeceğim için değinmiyorum ancak eşcinselliğin bir yandan bilim, bir yandan din, bir yandan da patriyarkal ve heteroseksist sistemin kuşatması altında olduğun altını çizmekte fayda var.

Bu yüzden heteroseksüelliğe dokunmadan, kendisi gibi birer cinsel yönelim olan eşcinselliği ve biseksüelliği sorgulamanın ve onların nedenlerinin bulunmasını, birer tanımlarının yapılmasını istemenin, bir sorgulamanın ötesinde yargılama olduğunu düşünüyorum. Bu yargılama tarihsel süreç içerisinde bir çok eşcinselin şiddete uğramasına, psikolojik travma yaşamasına ve hatta ölümüne neden oldu ve halen olmaya devam ediyor. Dolayısıyla bu sorgulamayı yapan kişilerin, aslında eşcinsellerin/biseksüellerin varoluşlarını sorguladıklarını ve sonucunda o kişilerin yaşam haklarını ellerinden almaya kadar gidebilecek çeşitli şiddet pratiklerine zemin hazırladıklarının farkında olmaları gerekiyor. 2008 yılındaki Ahmet Yıldız ve Salı günü 5. davası görülen R.Ç. cinayetleri gibi bildiğimiz bilemediğimiz bütün eşcinsel cinayetleri, heteroseksüelliğin doğru ve tek varoluş olduğu kabulünün, ataerkil düşünme biçiminin, seksist ve heteroseksist dayatmanın ve yargıların, kısacası bu sonu gelmeyen sorgulamaların birer ürünü ve bu söylemi tekrar tekrar üreten herkesin, hep söylediğimiz gibi, bu cinayetlerde parmağı var.

Heteroseksüelliğin de sıradan bir cinsel yönelim olduğunun ve heteroseksüel olmanın kişiyi daha ayrıcalıklı, daha üstün ya da daha değerli yapmadığının idrak edilmesi heteroseksüellik ile diğer cinsel yönelimler ve cinsiyet kimlikleri arasındaki bu ihtilafı çözecek en basit yöntem ancak bunun için öncelikle heteroseksüellerin biriciklik egolarını törpülemeleri gerekiyor. Nihayetinde cinsel yönelimimiz önemli olmakla birlikte bizi biz yapan yegane şey değil.

Bu noktada geliştirilebilecek argümanlara yanıt olarak da diyebilirim ki: Evet, bazılarımız cinsel yönelimini ön plana çıkarıyor ve bunu politik bir söyleme dönüştürerek mücadele alanına dönüştürüyoruz, ancak bunu eşcinselliği yüceltmek, özendirmek ya da hakim cinsel yönelim konumuna yerleştirmek gibi kaygılarla değil, tam da heteroseksüelliğin kendini konumlandırdığı noktaya karşı çıkmak ve heteroseksizmin diğer cinsel yönelimler üzerinde kurduğu tahakkümü ortadan kaldırmak maksadıyla yapıyoruz. Eşcinseller üzerinde böylesi bir tahakkümün kurulmadığı ve eşcinsellerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün zarar görmesi ile sonuçlanacak sorgulamaların/yargılamaların yapılmadığı bir sisteme kavuştuğumuzda bizim de eşcinsel kimliğimizi ön plana çıkarmamıza gerek kalmayacak.

Sözün kısası, eşcinselliğin bilimsel bir açıklaması yok ve dahası bilimsel bir açıklamaya ihtiyacı da yok, tıpkı heteroseksüellik gibi. Zaten tecrübelerimiz gösteriyor ki, insanın özüne dair getirilmeye çalışılan her türlü bilimsel açıklama ve tanımlama, kaçınılmaz bir şekilde ayrımcılığı ve ötekileşmeyi de beraberinde getiriyor. Bu yüzden tekrar tekrar altını çizmekte fayda var: Bazı şeylerin illa ki bir bilimsel açıklaması yoktur, var olmaları yeterlidir, hele de var olduklarını bas bas bağırıyorlarsa kimseye bunu sorgulamak düşmemelidir. Kaldı ki cinsel yönelim bağlamında kendi var oluşunu çeşitli mitlere, inançlara ve dini referanslara dayanarak meşru kılan heteroseksüellerin, bir diğer cinsel yönelim olan eşcinselliğe bilimsel bir açıklama getirme çabaları tabiri caizse abesle iştigalden başka bir şey değildir.

https://twitter.com/siradanbiroteki
Yazı resmi http://daily-faustian.blogspot.com sitesinden alınmıştır.
Kaynaklar:
Candansayar, Selçuk. “Bir Ötekileştirme Pratiği Olarak Cinselliğin tıbileştirilmesi ve Eşcinsellik.” Anti Homofobi Kitabı. Ankara: Kaos GL, 2009. 69-72.
Koray Başar, Mahmut Şefik Nil, Seven Kaptan. “Eşcinsellikle İlgili Yaygın Yanlışlar, Bilimsel Doğrular.” Homofobi Kimin Meselesi. Ankara: Kaos GL, 2010. 68-77.
Kimmel, Michael S. ve Amy Aronson. Men and Masculinities: A social, cultural and historical encyclopedia. Cilt 1 A-J. California: ABC-CLIO, 2004.
Yetkin, Nesrin. “Psikiyatrinin Homofobisi.” Anti-Homofobi Kitabı. Ankara: Kaos GL, 2009. 79-83.
Weeks, Jeffrey. “Bedenden ve Cİnsellikten Söz Ettiğimizde Ne Demek İstiyoruz?” Sosyoloji Başlangıç Okumaları. Dü. Anthony Giddens. Çev. Günseli Altaylar. İstanbul: Say Yayınları , 2009. 126-129.

[1]Cinsel yönelim: Erkeğe, kadına ya da her iki cinsten bireye karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekimi ifade eder. Tanımlanmış üç cinsel yönelim vardır; Kişinin karşı cinsiyetten birine yönelmesini tanımlayan heteroseksüellik, kişinin kendi cinsiyetinden birine yönelmesini tanımlayan eşcinsellik ve kişinin her iki cinsiyete de yönelmesi durumunu tanımlayan biseksüellik. (Kaynak: http://www.apa.org/helpcenter/sexual-orientation.aspx)

About shortbusmovement

SHORTBUS MOVEMENT is a civil society initiative consists of Human Rights activists whose roles and positions change during each activity. SHORTBUS is a team of dedicated volunteer individuals who believe that all people are equal, irrespective of sexual orientation, gender identity, sex or any other status. The group’s center is located in northern part of Cyprus and they aimed to support all the individual or organizational activities of Lesbian, Gay, Bisexual, Trans and Intersex (LGBTI) people of Turkish Community of Cyprus.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s