Celal Aydemir  sicak bir samimiyetle ve bir psikoterapist ustaligiyla anlatmis annesine duygusal ve cinsel yonelimini hakkindaki acilimini; bilimsellikle duygusalligi butunsellestirerek… `Sirf daha nadir yetistigi icin bir cicege anormal demeyi almiyor toplumsal ve dogmatik dini kaliplarla sinirlandirilmamis zihniyetim.` diyen icimizden birinden `icimizde` bir anlatim.

Bu cok ozel yazida `herkes` kendinden birseyler bulacak… Daha cok insanin okumasi, daha cok farkindalik ve daha cok gorunurluk yaratmasi temennisi tasiyor Celal Aydemir. Severek yayinliyoruz…

BiR KOSULSUZ SEVGi EYLEMi

Celal Aydemir, 07/22/2011

“Okul bitti. Isi de var. Evlensin artik,” diyen diyeneymis. Habire soruyorlarmis, “Celal evlenmiyor mu?” diye.

Tabi, annem degil mi, kendisi de bilmek istiyor ne zaman evlenecegimi. Erteleyemiyor artik oglu icin hayal ettigi yasami. Bir tanecik oglu buyudu artik. Evlensin. Ona torunlar versin istiyor. “Beklemenin ne geregi var ki!”

Iyi niyetli. Hemde cok.

Oglunu da cok seviyor ve, haliyle, onun mutlu olmasini istiyor.

Mutlu olmakla evli olmayi es tutuyor kendince. Ve tum iyi niyeti ile soruyor ogluyla her telefon konusmasinda: “Evlenmiyor musun artik?”

“Bir insan neden evlenmez ki?

Isin var.

Sagliklisin.

Yeterince iyi gorunumlusun.

Evlenmek icin ihtiyacin olabilecek herseyin var.

Evlen bir an once. Olmaz. Bekar yasanmaz. Hele gurbette hic olmaz,” diyor.

O bana evlen evlen derken, ben sevgilimi, evet, sevgilimi dusunuyorum. Yasalarin onunla evlenmeme izin vermedigi marangoz sevgilimi. “Bu evreni mukemmel kilan iki sey var. Birincisi sinirsiz olmasi. Ikincisi ise icinde seni barindirmasi,” diyen sevgilimi.

Onunla sevgili oldugumu annemden gizledigim, kendisi ile beraber ozgurce yasayabilmek icin kitalari asip Kuzey Amerikalara geldigim sevgilimi.

Gizlemenin daha guvenli bir yani var. Bunu saklayanlari hem anliyorum hem de onurlu bulmuyorum sevgilimi ve sevgimi saklama secimimi. Onunla iliskimi sakladigim icin iliskime saygisizlik ettigim dusuncesi bende sucluluk duygusu uyandiriyor. Nefreti bolca ifade etmekten cekinmeyen bir dunyada benim sevgimin acikca ifade edilemesine yer olmamasi durumunu aklim almiyor. Iki erkegin birbirinden nefret etmesini ve surekli kavga halinde olmasini kabul eden ama iki erkegin birbirlerine karsi romantik cekilim hissetmelerini kabul etmeyen zihin yapisina isyan edesim geliyor.

Olur olmadik soruyor nezaman evlenecegimi cunku tanimiyor beni annem. Bilmiyor. Benim deneyimlerimi kapsamiyor onun deneyimledikleri yada o ana kadar sahit olduklari. Bunlari anliyorum.

Kabul de ediyorum. Ve de uzuluyorum.

Bir anne nasil tanimaz ki canindan cok sevdigi biricik evladini?

Nasil bir evlat annesinden kim oldugunu ve kalbinin arzusunu gizler ki, heleki bu arzu kimseye zarar vermiyorsa ve askla, sevgiyle alakalali ise? Neden, daha dogrusu!?

Kabahat onun degil tabi. Kabahat diye birsey de  yok aslinda.

Bilmemesi kosullariyla ve icinde bulundugu kisisel ve toplumsal yasam sureci ile alakali. Her surec gibi bu surecte donusecek. Bu donusum kendiliginden olmayacak elbette. Herkesin yapabilecegi seyler var.

“Zaman herseyin ilacidir, ” derler ya, bunda haklilar. Zaman tek basina yeterli degil, lakin. Zaman gecerken yaptiklarimiz da zamanin kendisi kadar onemli.

Benim kendi capimda yapabilecegim seylerden en onemlisi acilmak anneme. Ona kendimi yeniden tanitmak ve kendimi ona daha genis bir acidan gostermek. Evet, acilmak ve soylemek. Dokuz ay karninda, yirmi-dokuz sene ise yureginde tasidigi oglunu tanimasi icin ona bir firsat vermek.

Bunu, geceleri uykularinin kacacagini bile bile soylemek.

“Ben nerede hata yaptim,” diye sorup kendini suclu hissedecegini hesaba katarak soylemek,

Toplumsal utanc duygusu yasayacagini gozarda etmeden soylemek,

Geylerle alakali inanclarininin onda igrenme duygusu yaratabileceginden korkarak soylemek,

Onu bilinclendirmek adina soylemek,

Anne-ogul iliskimizin kalitesini artirmak icin soylemek,

Hemcinslerine romantik ilgi duyan herkesin yasamina birazcikda olsa aydinlik getirebilmek umidi ile soylemek,

Gayler anlasildiklarini ve kabul edildiklerini hissedip yasama kendileri olarak huzurla katilabilsinler diye soylemek.

Escinseller yasadiklari toplumsal kokenli icsel sorunlardan dolayi kendilerini oldurmeyi bir secenek olarak gormesinler diye soylemek,

Escinsel cocuklara daha kolay bir gelecek hazirlamak icin soylemek,

Daha demokratik bir dunya icin soylemek,

Yasamin benim vesilemle ifade etmeyi istedigi seyleri ifade etmesine firsat yaratabilmek icin soylemek.

Soylemek…

Telefonu aciyor.

Konusuyoruz ordan burdan.

Konu her zamanki yere geliyor.

Ve  aksatmadan giriyor malum konuya.

“Millet tutturmus, Celal evlenmiyor mu diyor. Valla biktirdilar bizi. Evlenmiyor musun?”

Guluyor sorarken. Gulumsemesinde bir  gerginlik, bir karamsarlik seziyorum.

Belkide umitsiz ondan dolayi karamsar.

Bu konuda verdigim gecistirici cevaplara o kadar alismis ki yeni birsey duyacagini umut etmiyor belkide.

Ben de guluyorum biraz gergin biraz da konuyu degistirmek istercesine.

Ama degistirmiyorum  bu defa.

Daha once hic vermedigim bir cevap veriyorum ona, telefonda iletisimin zorluklarina maruz birakarak hem onu hem kendimi.

Giriyorum, onun yasaminin uzunca bir donemine kara bulutlar cokertecegini bildigim konuya.

“Anne ben evlenmeyi dusunmuyorum bir kadinla,” dedigimi duyar duymaz boluyor sozlerimi.

“Evlenmeden olur mu?” diyor gergin bir ifadeyle.

“Birgun evlenecegim belki ama bu bir kadinla olmayacak, anne. Benim gonlum erkeklere dusuyor anne,” diyorum buruk ve birgun beni anlayacagini umit eden bir ifadeyle.

Susuyor.

Ben de susuyorum bir sure.

Anne-ogul iliskimizde bir donum noktasina giriyoruz o anda.

Kayboluyoruz icsel dunyalarimiza ve iliskimize aniden coken karanligin boslugunda.

Sonra ben konuya tekrar giriyorum:

“Biliyorum, bunu duymak senin icin cok zor.

Belki de bu yasaminda duymayi isteyecegin en son sey. Belki bu bir olum haberinden bile daha beter senin icin. Inan ki ben de evlenmeyi tercih ederdim bir kadinla. Cocuklarim, herkesinki gibi bir ailem olsun isterdim ama dedigim gibi gonlum kadinlara dusmuyor. Benim gonlum erkeklere dusuyor. Hepte erkeklere dustu anne. Neden bilmiyorum. Inan kendimi anlamaya ve degistirmeye cok calistim ama olmadi. Keske degistirebilseydim bunu ama degismiyor. Acikcasi, bu asamada umurumda bile degil neden gey oldugum. Nedenini bilmek hic bir seyi degistirmeyecek sonucta. Bilmeni ve daima hatirlamani rica ettigim seylerden bir tanesi bunun bir hastalik olmadigi. 1973 yilinda, mesela, Amerikan psikiyatrisler ve psikologlar dernegi bunu psiko-seksuel hastalik kategorisinden cikardi ve tedavisine de kalkismiyorlar artik. Hastalik yoksa tedaviye gerek yok sonucta. Ben kendimi hic hasta gibi hissetmedim. Sevgim hic anormal gelmedi bana. Sadece sevgimi anlamayan bir toplumda yasadigim icin zorlandim ben.”

“Sunu da  bilmeni istiyorum ki sen yanlis birsey yapmadin. Hemde hicbir sey! Aslinda sen pek cok seyi dogru yaptin: Geyler hakkinda, “ibne” yada “gotveren” gibi asagilayici laflar etmedin, mesela. Insanlari giyim tarzlari; kendilerini ifade edis sekilleri yada ‘erkeksi’ veya  ‘kadinsi’ oluslari ile  degerlendirmedin. “Gunahkarsin,” gibi laflar da etmedin insanlari yargilarken. Sen dogru seyler yaptin ki oglun kendisi gibi olma secimini yapabildi ve bunu seninle paylasti. Sen bana verebilecegin en guzel mesaji verdin, anne. Lutfen bunu daima hatirla.”

Lisedeyken elbise dolabina girip agladigim gunleri hatirliyorum o anda. Tanri’ya ya beni degistir yada canimi al diye yalvardigim gunleri. Gozlerim doluyor o anda. O donemlerde ne kadar da cok aglardim dua ederken.  Her defasinda aklima annem gelirdi cunku. Benim olum haberimi alinca ne yapacagini, nasil hissedecegini dusunmek icimi parcalardi. Beni olumlerden dondururdu onun oyle bir durumda hissedecegini zannettigim katlanilmaz acilari.

Kimbilir, belki de yasami su anda zindana dondu. Belki olum haberimi duymak bunu duymaktan daha kolay olacakti ama bu olasiliga inanmiyorum. Annemi biliyorum sonucta. Benim kendim olarak hayatta olmami,  hayatta olmamama tercih eder o. Hem de her kosulda! Bunu biliyorum cunku onun sevgisinden asla suphe etmedim ben.

Zor bir surece girdik ama en azindan ben halen buradayim. Yasiyorum ve halen iliskimizi yeniden insia etmek ve taze bir baslangic yapmak icin umidim var. Bunlari dusunurken bu sureclerden gecmis anneler aklima geliyor.

Kendilerini boyle bir surecin icinde bulunca geylerin sorunlari gormeyi, anlamayi ve geylerin daha insani kosullarda yasamalari icin mucadele etmeyi secen anneleri dusunuyorum.

Annem yanliz degil.

Ben yanliz degilim.

Hic birimiz yanliz degiliz.

Bizi yanlizlastiran sessizligimiz.

Sessizligimizdeki izole edilmisligimiz,

Izole edilmisligimizdeki sigligimiz.

Sigligimizda kaybolmus coskunlugumuz.

Bizi izole eden nedenler toplumsal.

Bizden korkan, bizimle nasil iliski kuracagini bilmeyen ve bu sebeple de bizi radikallestiren, bizimle alay eden, yada bizi gormezden gelerek ve bastirarak yok etmeye calisan toplumsal bilinc(sizlik).

Homofobileri ile basetme yontemleri gelistirmektense homofobik tavirlarini aktive eden her seye irrasyonel bir sekilde saldiran bireysel, sosyal ve global zinhiyet.

“Pek cok anne su anda hissettiklerine benzer seyler hissettiler ve en sonunda alistilar, anne. Su anda buna inanman cok zor olabilir ama ben inaniyorum ki senin icinde bu boyle olacak. Sen beni tanidikca farkedeceksin ki ben senin yirmi-dokuz seneden beri yasamina dokudugun oglunun ta kendisiyim.  Halen iyi bir insanim,mesela. Halen caliskan ve efendiyim. Halen insanlarin yasamlarina guzellikler katmak istiyorum. Halen sorumluluklarimin farkindayim. Goreceksin ki gey olmam insanligimdan asla calmadi. Aksine insanligima ekledi. Onu derinlestirdi ve diger azinliklarin ve ozellikle kadinlarin sorunlarina daha duyarli olmama vesile oldu. Ikna olacaksin ki, geylere atfedilenin aksine, gey olmam onume gelen her erkekle yatmak istedigim anlamina da gelmiyor… ”

Annemin agladigini duyuyorum o anda.

Konusmuyor.

Sessiz kalmaya devam ediyor.

Farkindayim pek cok seyi bir anda paylasiyorum onunla ama baska ne yapabilirim bilemiyorum o anda.

Dinleyip dinlemediginden habersiz, birazda kendi gerginligimi ortmek icin devam ediyorum konusmaya: “Inan cok zordu benim icin yasamak. Ergenligimin doruklarinda kendimi kadinlari fantazi ederek masturbasyon yapmaya zorlamak. Kadinlari arzulamami saglar diye  bir kac hayat kadini ile beraber olmak; asklarimin adlarini “o” sahis zamirinde gizlemek… Inan cok zordu kendimle surekli savas halinde olmak. Ben bu savasi coktan biraktim anne. Degistirmeye calismiyorum kendimi artik. Bosa kurek cekmek istemiyorum onumde yasanilmayi bekleyen bir yasam varken. Ben bu sekilde mutlu olmayi seciyorum bazen zor olsada ve kendime yargisiz infaz etmiyorum herkesin yaptigi gibi. Sonucta gunahkar olup olmadigimi sadece Tanri biliyor ve onunla bulusuncaya kadar kendime suclu ve gunahkar muamelesi yapmayacagim ben. Biliyorum bu benim icin hayal ettigin yasam degil ve bunlari duymak su anda pek birsey ifade etmiyor. Genede umuyorum ki sende bu sancili donemden zamanla cikar ve seninle paylastigim bu bilgileri yasamina zenginlik katmasi icin kullanabilirsin.

Pek cok duygu yasiyorum bunlari paylasirken. En cok da endiseleniyorum onun sessizliginden.

Nasil sessiz olmasin ki! Bir anda butun referans noktasini kaybetti benimle alakali.

Yillardan beri ozenle besledigi hayallerinin cicek acmayacagini ogrenmis olmanin yasini mi tutsun, yoksa icine dustugu belirsizligin onda uyandirdigi karmasik duygularla mi bas etsin?

Ne yapsin!

Tahmin bile edemiyorum yasadiklarini.

Ama biliyorum ki kisi  bir anda kendisini bulanik sularin coskunluguna kapilmis bulunca bir sok yasayabiliyor ve bu anlasilabilinir bir durum.

“Anne, cok konustum sanki. Belkide su anda soyledigim hicbirseyi duymuyorsun. Anne orada misin?”

Sesini cikarmiyor bir kac saniye.

Agzinda anlamadigim birseyler geveliyor.

Sonrada saka mi yaptigimi soruyor, ciliz bir umide tutunup gulmeye calisarak.

Sozlerinden ve onlari ifade edis tarzindan icsel bir sarsinti gecirdigini tekrar farkedince kendimi toplamakta zorlaniyorum bir sure. Dikkatim dagiliyor. Onun aci icinde olmasi bana aci veriyor, zayif hissetmeme vesile oluyor beni.

“Neyse,” diyorum kendi kendime, dikkatimi toparlamaya calisarak.

Daha fazla uzatmanin faydasi yok o anda.

En iyisi ona biraz zaman vermek, bu konuyu kendi zihinsel surecinde gecirip azicikta olsa sindirebilsin diye. Kapatmadan once soyle diyorum ona: “Lutfen bu konuda dusun ve aklina gelen butun sorulari hic cekinmeden bana sor.Ben seni yarin sabah arayacagim ki konusabilelim.Su anda cok uzgunsun ve konusmakta zorlaniyorsun. Kafa karisikligin, ne yapacagini ve ne soyleyecegini bilememe halin cok dogal. ”

“Tamam” diyor buruk bir sesle. Optum dedikten sonra hizla kapatiyor telefonu.

Telefonu benden once kapatiyor, nadiren yaptigi gibi.

Bana, “once sen kapat sonra ben kapatayim,” demiyor bu defa.

Katlanilmaz acisinin ve kafa karisikliginin siddetini isaret ediyor bu kapatis.

O anda orada olamamanin ve ona sarilip teselli edememenin caresizligini hissediyorum gogsumde.

O gece hic uyuyamadigini tahmin ediyorum.

Sabahlara kadar donup durdugunu;

Tanri ile konustugunu;

Agzina en ufak bir lokma birsey sokmadigini;

Ve bir kerecik bile olsa gulmedigini cok iyi biliyorum.

Sonraki gunun sabahi ariyorum.

“Alo” diyorum,” anne, nasilsin, uyuyabildin mi?”

“Ben hic uyuyamadim dun gece,” diyor. Uzgun. Anlam vermeye calisiyor tum bunlara. “Butun gece bir saga bir sola dondum durdum,” diyor.

“Lutfen bana aklina gelen butun sorulari sor.Etrafinda bu konulari acik acik konusabilecegin kimse yok. Pek cok insan da bu konuda saglikli ve gecerli bilgilere sahip degil. Bu sebeple, lutfen soru sormaktan cekinme cunku bu konuda dogru bilgilenmen cok onemli beni taniman ve iliskimiz acisindan,” diyorum.

Soruyor, gergin ve utancgac bir gulumseme ile:

“Senin cocukken guzel bir pipin vardi. Ona birsey mi oldu?”

Seviniyorum bu soruyu sormasina.

Kismen komik bulsamda anliyorum sorusunun kaynagini.

Gey bir erkek olmayi erkek olmamaya indirgeyen, cinselligi cinsiyetle sinirlayan kapali zihniyeti dusundurtuyor annemin sorusu bana.

Geylerin cinsel organlari ile alakali sorunlari olduguna dair temelsiz inanclar ve geyligi gotverenlige (ibnelige) indirgeyen temelsiz iddialar geciyor aklimdan.

Bu ayrica bana Turkiye’deki travesti ve transeksuelleri dusundurtuyor.

Acaba annem benim kadin olmak istedigimi mi dusunuyor merak ediyorum.

Belkide kadin kiyafetleri giyinip makjav yaptigimi  falan zannediyordur.

Sonucta, Turkiye’deki pek cok insan escinsellikle travesti ve transeksuellik arasindaki farklari bilmiyor.

Belkide birileri beni buna alistirmistir zannediyordur, kimbilir!

Yada her istedigini yapti artik yasamdan tatmin olmuyor. Onun icin yeni birsey deniyor, diye dusunuyordur!

Nereden bilsin ki?

Nereden bilsin ki her geyin gokusaginin renkleri gibi farkli oldugunu ve Zeki Muren tarzindaki gey oldugu soylenen sanactilarin butun geyleri temsil edemeyecegini?

Nereden bilsin ki iki erkegin seks yapmasinin onlari gey yapmayacagini, oyle olsaydi hapiste hemcinsleri ile seks yapan herkesin gey olacagini?

Nereden bilsin ki cinsel davranis ve cinsel yonelim kavramlarinin ayni seyler olmadigini ve geyligin cinsel ve duygusal yonelim oldugunu?

Nereden bilsin ki pek cogumuzun gey oldugumuzu cok erken yaslarda bildigimizi?

Nereden bilsin ki bizleri butunuyle yansitmayan bir dunyada yasamanin ne kadar zor oldugunu ve maruza ve istismara ne kadar acik oldugumuzu?

Nereden bilsin ki gey erkeklerin erkeklikleri ve erkek olmakla alakali sorunlari olmadigini?

Nereden bilsin ki pek cok geyin anal seks yapmadigini?

Nereden bilsin ki anal seksten zevk almanin gey olmakla degil, o bolgedeki sinirlerle ve prostat glandlari ile alakali oldugunu ve gey olsun olmasin pek cok erkegin bu alana yapilan uyarilardan zevk alabilecegini?

Nereden bilsin ki gey olmanin kimi sevdiginle, transeksuel olmanin ise cinsiyet kimligi ile yani kadin yada erkek olmakla alakali oldugunu?

Nereden bilsin ki geylerin okullarda ogretmenler, mahkemelerde avukatlar, hastanelerde doktorlar, devlet dairelerinde memurlar oldugunu?

Nereden bilsin ki geylerin hergun firinindan sicacik pideler aldigi firinci ve de arabasini tamir eden eli yagli oto tamircisi oldugunu?

Yada nereden bilsin ki dunya nufusunun en az %6 lik bir kismini olusturdugumuzu?

Daha dogrusu, nasil bilsin ki!!

Turkiye’de kac kisi biliyor ki bunlari?

Dedigim gibi, mutlu oluyorum annemin bu soruyu sormasina.

“Aptalca soru yoktur,” sormasi sormamasindan daha iyidir hatirlatmasini yapiyorum kendime.

“Hayir” diyorum, gulerek.

“Pipim halen orada ve halen cok cok guzel.”

Guluyoruz beraber.

Onun siddetle sarsilan ic dunyasina yeniden denge getirmesinin ne kadar zaman alacagini bilemiyorum ama onunla beraber gulmek bana umit veriyor ve onun kendini yeniden yapilandirma yolculugunda sabirla olma istegimi tetikliyor. Kendi kendime, “ne kadar surerse sursun umurumda degil,” diyorum cunku umutlu hissediyorum kendimi annem konusunda.

Bilinc seviyemde tutmaya calisiyorum onun  kacinilmaz bir sekilde inis cikislar yasayacagini;

Dusunecegini,

Konusacagini,

Uzulecegini,

Aglayacagini,

Uykularinin kacacagini;

Kabuslar gorecegini;

Yasama isyan edecegini,

Tanri tarafinda cezalandirildigini dusunebilecegini;

Kendini digerlerinden izole edip ic dunyasina kapanabilecegini;

Yemeden icmeden kesilebilecegini

Ve depresif belirtiler gelistirebilme olasiliklarinin hepsini hesaba katiyorum.

Sonra devam ediyorum.

Anne diyorum, “Emin ol benim gibi bir suru insan var.

Bu insanlarin pek cogu evlenmis ve coluk cocuga karismis. Ama ne yazik ki evlilik geyligin panzehiri degil. Bu evli gey erkeklerin pek cogu gizli gizli baska erkeklere asik oluyor. Gizli gizli erkek sevgilileri oluyor. Bu gonul meselesi anne. Sadece cinsellikle alakali degil. Bir kadinla yatmakla yada evlenmekle degismiyor, malesef.”

Genede soruyor bir umitle: “Sen de oyle yapamazmiydin? Sende evlenemez miydin? Kimse bilmezdi. Cocuklarin, bir ailen olurdu. Varsin gonlun erkeklere dussun.” Icim sizliyor onun acizce acilarini sarma cabasini farkedince.

“Anliyorum, seni” diyorum.

Ve ekliyorum: “Ama ya kadin? Oyle yapsaydim esim diyecegim insana ne olacakti? Kendisiyle sadece iyi bir arkadasi olarak ilgilenen bir kocasi olunca ne yapacakti? Evet, bu bir secenek pek cok insan icin. Benim icinde bir secenek olabilirdi ama ben bunu secmiyorum anne. Secemiyorum. Bir kadinla evli olsaydim, belki sosyal statumu koruyabilir ve su anda yasadigim toplumsal zorluklarin pek cogunu yasamayabilirdim. Bu kesinlikle bir secenek ama benim yapacagim bir secim degil. Boyle bir durumda vicdanim beni rahat birakmazdi, anne. Kendimi onursuzlukla suclardim. Kendimden utanirdim bir insani kullandigim icin. Bu dunyada kendimi oldugum gibi ifade etmeyi secmedigim icin derin bir catisma yasardim. Sefil olurdum o iliskide. Ben mutlu olmayi seciyorum anne. Insanlarin beni oldugum halimle bilip sevmelerini istiyorum. ‘Beni gercekten tanisaydin severmiydin,’ seklinde bir soru kafamda dolassin istemiyorum.”

Susuyor.

Anliyor beni. Hem de cok iyi anliyor. Biliyorum.

Acik kalpli.

Bencilde degil.

“Birsey olmaz, o kadin, onun ne hissettigi onemli degil,” gibisinden seylerde soylemiyor.

Kadin kalbinden anliyor cunku kendi kalbini biliyor.

Kendisi oyle bir koca istemezdi.

Bu sebeple, baska bir kadina da oyle bir kocayi layik gormuyor.

Dedigim gibi, bencil degil bu konuda.

Benim oglumun adi cikmasinda, kadina ne olursa olsun demiyor ve ben bunu cok taktir ediyorum.

Cok konustuk. Cok masraf oldu sana. Babanlada konus kapatalim deyince, telefonu babam aliyor.

Ne konusacagimi bilemiyorum babamla o gun.

Biliyor mu acaba diye merak ediyorum.

Soruyorum: “Baba, annem sana soyledi mi?”

“Neyi soyledi mi?” diye sorunca,”benim gonlumun erkeklere dustugunu,” diye cevapliyorum.

“Evet, soyledi,” diyor.

“Iste oyle baba. Mesele bu. Ben bu sebeple hic evlenmedim ve bir kadinla evlenmeyi de dusunmuyorum. Amerika’ya da bu yuzden geldim. Burada bizim gibi insanlar cok daha rahat. Pek cok kisi kendini gizlemiyor artik. Lanford’da benim sevgilim. O benim ailem ve onun ailesi beni evlatlari gibi seviyor,” diyorum.

“Ben seni anliyorum. Bana aciklama yapmak zorunda hissetme kendini,” diyor, anlayisli bir tonla.

Babamin takindigi tavir beni hem memnun ediyor hemde merakta birakiyor.

Ne demek istedi acaba, “ben seni anliyorum diyerek,” bilmek istiyorum.

Belkide, babam benim gey oldugumu hep bildi.

Sonucta pek cok anne-baba bunu biliyor. Belki bunu gormezden gelmek istiyorlar. Belki bunun gercekligine inanmak istemiyorlar yada gecici bir durum olduguna inanmak isteyip yok sayiyorlar ama kalplerinin derinliklerinde bunu biliyorlar.

Ipuclari hep orada sonucta. Tabi geyler cok bilinmedigi icin Turkiye gibi ulkelerde, bu ipuclarini yakalamak daha zor olabiliyor.

Babamla konustuktan sonra telefonu kapatiyorum, aklim annemde.

Bir gun sonra tekrar ariyorum, onunla iletisimde kalmaya devam etmek icin.

Onun bosluklari kendi kulturel kosullanmisliklari ile doldurmasina firsat vermemeyi istiyorum.

Bu konuda aktive olan dusunce ve inanclari kemiklesmeden sekillendirmek istiyorum onlari, onunla birlikte.

Aciyor telefonu.

“Alo, anne, ben Celal. nasilsin?”

“Iyiyim,” diyor, gulerek.

“Emine ablan saka yaptigini soyledi. Birsen de saka yaptigini soyledi. Saka mi yaptin?” diye soruyor bir umitle.

Neden boyle bir saka yapmis olabilecegime anlam veremiyorum.

Eminim o da buna anlam veremiyordur ama bir umit iste!

Tutunmak istiyor insan, “denize dusen yilana sarilir” misali.

“Keske saka yapsaydim anne. Ne yazik ki saka yapmiyorum,” diyerek onun caresizce tutundugu ciliz umitlerini elinden aliyorum. Gaddarca geliyor bu bana ama bu surecin kacinilmaz oldugunu, kararli ve tutarli olmam gerekliligini aklima getiriyorum.

Birsen’le konusmayi istiyorum.

Ona neler olup bittigini soruyorum.

Birsen, “anne cok zorlaniyor. Kolu kanadi kirilmis bir halde. Ogrendiginden beri dogru durust birsey yemedi. Uyuyamiyor. Aksama kadar seni konusuyor. Yemin ederim icim bulandi onun bu halinden. Cok caresiz hissettim kendimi. Onun icin saka yaptigini soyledim.Baska ne yapabilirdim ki!! Ben burada yanlizim. Onun hissettigi hersey beni etkiliyor ve beni destekleyecek kimse yok. Emine abla da beni destekledi ve onu saka yaptigina inandirmaya calistik,” diyor.

Anliyorum hem Birsen’i hem Emine’yi.

Iki ucu keskin bicak misali bir durum yasiyorlar.

Ne beni ne de annemi mutsuz gormek istiyorlar ama annemin hissettiklerinin icinde boguldugunu gorunce “Celal saka yapiyor” tarzinda bir can simidi atiyorlar ona. Belkide inanmiyorlar annemin duygularini duzenleyip kendini sakinlestirebilecegine. Bu onlari gerginlestiriyor anlasilir nedenlerden dolayi. Kendi gerginlikleri ile basedebilmek icin annemi gergin halinden cikarmaya calisiyorlar belkide. Belkide annemin bunu bilmesine gerek olmadigini dusunuyorlar. Bilmeseydi daha iyi olurdu inancindalar. Bilemiyorum ama anliyorum ve bunlari surecin bir parcasi kabul etmeye calisiyorum.

Birsen’e “Ben anneye saka yapmadigimi soyledim. Lutfen dayan biraz. Ben seni daha yogun araliklarla arayacagim bundan sonra. Sana elimden geldigince destek olacagim ki annenin icinden gectigi surecte senin icin cok  daralmasin ve kendini yanliz hissetmeyesin. Inan ki anne bunu eninde sonunda ogrenecekti. Su anda biliyor ve bizim yapabilecegimiz en faydali sey onun bu sureci en saglikli sekilde gecirmesine yardimci olmak. Senin yardimina ihtiyacim var bu konuda. Biliyorum cok sey istiyorum senden ama uzun donemde en iyisi bu hepimiz icin.”

“Tamam,” diyor, bir kardesin butun acik kalpliligi ile. Benim icin, hepimiz icin bu aci dolu zorlu surece gogus germe secimini yapiyor. Ondan ve ailemden bunu istemem bir bakima haksizlik gibi geliyor ve bunun kismi suclulugunu hissediyorum ama yaptigim seyin dogruluna kanaat getirmis oldugum icin sucluluk hissimi beslemiyorum.

Birsen’den sonra Almanya’yi ariyorum, Emine ablamla konusmak icin.

Ablam o kadar endiseleniyor ki annem icin, soyle diyor: “Neden soyledin? O yasli. Bunu bilmek zorunda degil. Boyle bir stress onun omrunden calar.”

Hakli bir bakima. Benim gibi o da endiseleniyor. Ikimizde annemizin uzun yillar saglikli ve mutlu yasamasini istiyoruz.Onu da anliyorum.

Ona, “Anliyorum abla. Emin ol ki bende ayni seyi istiyorum. Bir de annenin beni gercekten tanimasini istiyorum. Ben onun meyvesiyim sonucta. Meyvesine yabanci olsun istemiyorum annemin.” “Tamam’da,” diyor, ” O yasli, kaldiramaz boyle birseyi.”

“Abla hatirliyor musun,” diyorum, ” bazen kendi cocuklarin seninle kendilerini paylasmazlardi ve bu seni mutsuz ederdi. Bilmek isterdin onlar hakkkinda herseyi. Bilmenin bilmemekten daha kolay oldugunu, bildigin sey uzerinde daha az endise duydugunu soylerdin. Bir de anneyi dusun. Universiteden mezun oldum olali ne zaman evlenecegimi sorup duruyordu. Ve ben bu sorunun cevabini taki bir kac gun oncesine kadar gecistirdim. Ne zamana kadar gecistirebilirdim bu sorunun cevabini? En azindan gey oldugumu bilince oglu neden evlenmiyor diye dusunmeyecek artik. Bilecek nedenini. Binlerce varsayimlarda bulunmayacak. Kor bir umit beslemeyecek. Bilince adapte olacak. Sonucta belirsizlige adapte olmak, kismen, daha zor.  Biliyorum bu butun aile fertleri  icin zor. Bu tasimasi agir bir yuk ama biz bunu tasiyabiliriz. Ben inaniyorum ki yuk dedigimiz bu sey birgun bir hediye olarak algilanacak bizler tarafindan ve yasamimizi zenginlestiren bir ani olarak paylasilacak jenerasyondan jenerasyona. Ben bundan cok eminim.  Bana destek olur musun ailemizin icinden gectigi bu sarsintili donemde?”

“Sen bilirsin. Elimden geleni yaparim anneye destek olmak icin. Keske soylemeseydin ama sen kendin icin en dogrusunu bilirsin,” diyor, ablam.

Sonra annemleri ariyorum tekrar.  Nursel ablamla konusmak icin. Ona olup bitenler hakkinda neler dusundugunu soruyorum. Anne cok huzursuz ama lutfen onu dert etme. Biz burdayiz ve ona destek oluruz,” diyor, her zaman benim tarafimi tutan destekleyici tavriyla. Kendini ateste tutmaya hazirliyor atesin yakiciligini, cok zor olacagini bile bile. Sukran duyuyorum oyle bir kardesim olduguna ve kapatiyorum telefonu. Yil 2003.

O gunden sonra benim cinsel ve duygusal yonelimim konusunda cok konusmuyoruz. Konu acilinca ise hemen degistiriyoruz cunku annemin migdesi, evet migdesi bulaniyor. Kusasi geliyor bu konu acilinca. Agir geliyor bu konu ona. Sindiremiyor kendi icinde bir turlu. Bu konu ile ilgili yasadigi psikolojik stress ile kurdugu iliski onda migde bulantilari ve kol agrilarina vesile oluyor.

“Millet bizi yordu. Surekli senin evlenip evlenmedigini soruyorlar,” diyor ama “evlenmiyor musun?” diye sormuyor.

“Kiz kardeslerin kiziyor” ondan sormuyorum diyor.

Unutuyor gey  oldugumu belkide.

Inkar ediyor bazi bakimlardan benim gonlumun yonelimini. Bekar olusuma odaklanmaya devam ediyor.

“Burada senin gibi cok  erkek var. Sunun oglu da bekar. Bunun oglu da bekar,” diyor.” Pek cok insan evlenmiyor artik. Evlenmezsen evlenme. Hic dert etme bunu.  Senin canin sagolsun. Celal’im mutlu olsun, baska birsey istemiyorum Allah’tan,” diyor, sevgiyle.

Annemin beni sevdigini ve oldugum hali ile kabul ettigini biliyor ve buna inaniyorum.

Lakin onun beni anladigini dusunmuyorum.

Anlamasini da beklemiyorum acikcasi.

Ben anlamiyorum ki o da anlasin.

Kim anliyor ki o da anlasin?

Bir erkegin bir kadini neden sevdigini biliyor muyuz ki bir erkegin bir erkegi neden sevdigini bilebilelim?

Bir erkegin kadinlari sevmeyi ne zaman sectigini biliyor muyuz ki bir erkegin erkekleri sevmeyi ne zaman sectigini bilebilelim?

Birine normal digerine anormal deyip geciyoruz ama gercekten oyle mi!?

Sirf daha nadir yetistigi icin bir cicege anormal demeyi almiyor toplumsal ve dogmatik dini kaliplarla sinirlandirilmamis zihniyetim.

Yillar bu konu konusulmadan geciyor annemle. Ta ki bir  Pazar sabahi bana bir sevgilim olup olmadigini soruncaya kadar.

“Sevgilim yok anne,” diyorum, “bir seneden beri yanlizim.”

“Tamam, canin sagolsun,” diyor ve ekliyor: “Bir koca bulda evlen. Bekar olunmaz gurbette.”

Yuregime dokunuyor bu soyledigi.

Bulutlu bir gokyuzunde, bulutlarin arasindan sizan gun isiginin beni gulumsetmesi gibi gulumsetiyor onun bu ifadesi.

Nereden nereye dedirtiyor bana bu sakayla karisik tavsiyesi.

Gormezden gelmiyor gey oldugumu o anda.

Benim butunumle iliskiye giriyor ve bu beni coskuyla dolduruyor.

“Evet, bir koca bulsamda evlensem,” diyorum, gulerek.

“Sus ben bunlari duymaya tam hazir degilim,” diyor, gulerek.

“Tamam,” diyorum.

Zorlamiyorum onu.

Koydugu sinira saygi duyuyorum o anda.

Ne kadar sansli oldugumu dusunuyorum.

Onun bu surece kendince adapte olmaya devam ettigini gormek beni umutla dolduruyor ve bu diger annelerin de bunu yapabilecegine dair inancimi tazeliyor.

Gulumsuyorum telefonu kapatirken.

O da gulumsuyor “once sen kapat,” derken.

Celal Aydemir, MA Psikoterapist

Kaynak: www.gentleheartcounseling.com

About shortbusmovement

SHORTBUS MOVEMENT is a civil society initiative consists of Human Rights activists whose roles and positions change during each activity. SHORTBUS is a team of dedicated volunteer individuals who believe that all people are equal, irrespective of sexual orientation, gender identity, sex or any other status. The group’s center is located in northern part of Cyprus and they aimed to support all the individual or organizational activities of Lesbian, Gay, Bisexual, Trans and Intersex (LGBTI) people of Turkish Community of Cyprus.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s