`Sömürge döneminden kalma bir yasaya dayanılarak eski Rum Maliye Bakanı Sarris’in tutuklanması, Kıbrıs’ın Kuzeyinde insan hakları açısından hayırlı bir tartışmanın başlamasına yol açtı.Bu hayırlı bir tartışma, çünkü bu güne kadar sıradan ve savunmasız insanların yaşadığı bir trajedi, hiç olmadığı kadar sansasyonel bir tartışmanın kapısını araladı.İnsan hakları örgütleri ve demokratlar bu tartışmanın kolayca kapatılmaması, çok sayıda insana ve aileye büyük acılar yaşatan çağdışı bir sömürge yasasının tarihin çöplüğüne atılması için ısrarcı olmalılar.`

Sinan Dirlik

17 Ekim 2011

Yazinin devami:

Her ne kadar manşetler “Sarris suçüstü yakalandı” dese de, şurası açık ki “suçüstü yakalanan” çifte ahlaklı, erkek egemen- heteroseksist yapının ta kendisi oldu.

KIBRIS TÜRK MEDYASI UTANÇ VERİCİ BİR TUTUM SERGİLEDİ!

Eşcinsel bir ilişkiyi “ahlak dışı ve doğaya aykırı” görenlerin attığı manşetler, haberleştirme ve yorumlama sırasında kurdukları dil, başlı başına “gazetecilik mesleğinin yüz karası örnekler” olarak basın tarihine geçecek nitelikteydi.

Muhtemelen Kıbrıs Türk Basın Tarihine “Sarris Vak’ası” olarak geçecek olan bu olayda Kıbrıs Türk medyasının manşet ve haberleri, iletişim öğrencilerine medya etiği konusunda eşsiz materyal sağlayacak. Mesleğe ilgi duyanların bu haberleri arşivlemelerini şiddetle tavsiye ederim.

Olay aynı zamanda KKTC’nin bir hukuk devleti olmadığını, Kıbrıs Türk medyasının da hukuku ve hukukun temel ilkelerini hiçe saydığını da ortaya koydu.

Polis tarafından gözaltına alınan insanlar açık isimleri, fotoğraflarıyla peşinen suçlu ilan edilerek akıl almaz bir ilkellikle teşhir edildiler.

“Suçluluğu mahkemece kanıtlanana kadar herkesin masum sayılacağı” ilkesi açıkça yok sayıldı. Mahkeme “sanıklar” aleyhine karar verse bile, yargılanma sürecinde basının sergilediği akıl almaz tutum, olayda adı geçen kişilere uluslar arası mahkemelere başvurma, tazminat talep etme yolunu da açtı.

Konuya duyarlı kişi ve kuruluşların vakit geçirmeden olayda adı geçen kişileri sorumsuzca teşhir eden medya kuruluşları ve sözde haberciler hakkında suç duyurusunda bulunmaları, hukuk sürecini başlatmaları gerekir. İsnat edilen suç her ne olursa olsun, hiç kimsenin mahkeme kararı olmadan bu şekilde teşhir edilemeyeceğini Kıbrıs Türk Medyası artık öğrenmek, bu en temel hukuk kuralını ihlal edenleri kendi bünyesinden temizlemek zorundadır.

SUÇ OLAN NEDİR?

Kıbrıs Türk medyasının Sarris Vak’asına yaklaşımında eğer kötü niyet yoksa gerçek anlamda bir kafa karışıklığı, sap ve samanı birbirine karıştırma durumu bulunuyor.

Olayın “eşcinsel ilişki boyutu” ön plana çıkartılıp teşhir edilirken, okuyucu açısından “suçu”(!) katmerleyecek, “ama…” itirazlarını ortadan kaldıracak yan unsurlar servis ediliyor. Sarris’in para karşılığı ilişki kurması ve olayda reşit olmayan bir gencin de bulunması vurgulanarak “eşcinsellik”, “fuhuş”, “çocuk ve genç istismarı” kavramlarının ustalıkla yan yana getirilmesini sağlıyor.

Hal böyle olunca Kıbrıs medyası açısından neyin problem olduğunu sormak gerekiyor:

Fuhuş mu? Çocuk ve gençlerin istismarı mı? Yoksa eşcinsellik mi?

Eğer fuhuş problem olarak algılanıyorsa, Sarris’in “fuhuş amaçlı buluşma sırasında gözaltına alındığının” ön plana çıkartılması gerekirdi.

Eğer çocuk ve gençlerin istismarı problem olarak algılanıyorsa, Sarris’in “çocuk denecek yaşta birileriyle cinsel ilişki amaçlı buluşma sırasında gözaltına alındığının” ön plana çıkartılması gerekirdi.

Oysa bütün manşetler Sarris’in “doğaya aykırı cinsel ilişki sırasında gözaltına alındığını” ön plana çıkartıyor.

Kıbrıs medyası bu iki hassas konuyu tuhaf biçimde “yan unsur” olarak tutup, Sarris’in eşcinselliğini okuyucunun gözüne sokmayı “tercih ediyor”. İşte bu, politik bir tercih, politik bir tavır alıştır.

Kıbrıs’ın kuzeyinde eşcinsel ilişkinin “doğaya aykırı cinsel ilişki” adı altında “cezalandırılmayı gerektiren bir suç” olarak kabul edilmesi gerçeği ayrı; bu suçun (!) işlenişi sırasında taraflardan birinin çocuk yaşta olması ayrı bir meseledir.

“Suç” olan eşcinsellik değil, “fuhuş” ve “yetişkin olmayanların istismarı” olabilir ancak. Oysa Kıbrıs Medyası, olayı okuyucularına yansıtırken açıkça “doğaya aykırı cinsel ilişki” olarak tanımlanmasından hoşnutluk duyarak eşcinselliği “suçla” ilişkilendirmiş, teşhir etmiştir.

MADDE 171 VE BU YASAYI SERESERPE KULLANAN MEDYA SUÇLUDUR!

Burada aslolan, Kıbrıs’ın kuzeyindeki yasalara göre “doğaya aykırı cinsel ilişki” olarak kavramlaştırılan bir “suçun” bulunması ve insanların cinsel yönelimleri nedeniyle Ceza Yasasının 171. Maddesi gereğince cezalandırılmalarıdır. Şurası açıktır ki bu yasa maddesi, çağdaş demokratik değerlerle, insan hakları evrensel beyannamesiyle, BM ve AB normlarıyla ters düşmektedir.

Ancak eşcinselliğin cezalandırılmayı gerektirecek bir suç kapsamından çıkardıktan sonra kişinin cinsel yönelimini nerede, kimlerle ve nasıl yaşayacağı meselesini tartışabiliriz.

Kaldı ki eşcinsellere reva görülen zulmü adeta aklamaya çalışırcasına eşcinsellik ile çocuk ve genç istismarı konularını ilişkilendirmeye çalışmak büyük bir ikiyüzlülüktür. Çocuk ve gençlere yönelik cinsel istismar, dünyanın hemen her ülkesinde mücadele edilen bir problemdir ve dünyanın her yerinde vicdan kanatan bu istismarla heteroseksüel geleneklerin “normalleştirmesi” nedeniyle yeterince mücadele edilememektedir.

İslam toplumlarında yaygın biçimde küçük yaşta kız çocuklarının aile onayı ve zoruyla evlendirildikleri, başlık parası karşılığında alınıp satıldıkları herkesin bildiği gerçeklerdir. 14-15 yaşlarındaki kızların ailelerinin rızasıyla da olsa evlendirilmesi, satılması, tecavüze uğraması gibi olaylara, ensest vakalarına fazlasıyla rastlanılan ve geleneklere sığınılarak hafifletilmeye çalışılan suçlardan söz ediyoruz…

Çocuk ve ergenlere yönelik istismarın, cinsel suçlar kapsamında ele alınıp mümkün olan en sert cezalandırmaları öngören yeni bir düzenlemeyi Kıbrıs’ın Kuzeyinde de zorunlu kıldığı muhakkaktır! Fakat eşcinsellikle ilişkilendirilme insafsızlığına ve ucuzluğuna başvurmadan elbette!

İnsan Hakları savunucuları, LGBTT örgütleri, hukukçular ve mesleğine saygı duyan gazeteciler Sarris Vak’asının üzerinin örtülmesine izin vermemeli, bu olayı hem Madde 171’in kaldırılması hem de Kıbrıs’ta gazetecilik mesleğinin sorgulanması için bir milat olarak değerlendirmelidir.

Source: www.sinandirlik.com

About shortbusmovement

SHORTBUS MOVEMENT is a civil society initiative consists of Human Rights activists whose roles and positions change during each activity. SHORTBUS is a team of dedicated volunteer individuals who believe that all people are equal, irrespective of sexual orientation, gender identity, sex or any other status. The group’s center is located in northern part of Cyprus and they aimed to support all the individual or organizational activities of Lesbian, Gay, Bisexual, Trans and Intersex (LGBTI) people of Turkish Community of Cyprus.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s