Umut Özkaleli

Hepimiz hayatımızın bir yerlerinde, bir anında “norm” dışı olmuşuzdur. Herkesin “gerekli”, “olması gereken”, “normal” kabul ettiği çemberin dışında hissetmişizdir kendimizi. Hayatı sıkı bir hiyerarşi ve tek doğrucu bir sistemin içine itme riski taşıyan bu normların içinde yaşarken, hepimiz hayatımızın belli noktalarında ya kısıtlanmışızdır, ya engellenmişizdir, ya bastırılmışızdır ya da kendimizi ortaya koyduğumuz anda dışlanmışızdır. Hayatın her alanında ve her konusunda yaşanabilir bu toplumsal çemberin dışında kalma hali. Sağ politik bir çevrede büyüyüp sol politik fikirlere inanmak, dindar bir ailede ateist olmak, erkek olup dışarıda bir meslek yerine ev-erkeği olmayı istemek, kadın olup evlenmeyi-anne olmayı istememek, kısa boylu erkek olup uzun boylu bir kadına aşık olmak, şişman olup kadınsı hissetmek, erkek çocuk olup pembe fiyonklardan hoşlanmak, kız çocuk olup arabalarla oynamayı bebeklere tercih etmek… bizleri hep toplumsal çemberin oluşturduğu “normalin” dışına itmektedir. Bazılarımız bununla mücadele biçimleri geliştirerek kendi özgürlüğümüzü tutmaya çalışırken, bazılarımız da isteklerimizi, arzularımızı ve kendi normalimizi bastırmayı öğrenerek toplumsal çemberin içinde yer almaya çalışmaktayız. Bu toplumsal çember çoğu zaman bir kıskaç olarak karşımıza çıkmakta ve gizlemediğimiz, gizlemek istemediğimiz, gizleyemeyeceğimiz farklılıklarımızı yaşarken bizleri hoyratça dışlamaktadır.

Bedenle doğrudan ilişkili olan farklılıklarımız da işte bu gizlenmeyen, gizlenmemesi gereken “norm dışı” olma halinin en açık şekilde yaşandığı alanlardan biridir. Engelli bir beden ve transcinsiyetli bir beden maalesef bu toplumsal çemberin içinde kurgulanan normların dışında kalmaktadır. Transcinsiyetli bireyler, kadınlar ve erkeklere toplumsal olarak yüklenen rollerin ötesine geçebilen, kurgulanmış bu sınırları aşabilen ve kendini bu sınırların ötesinde ifade edebilen bireylerdir. Beden, transcinsiyetli bir bireyde ve/veya engelli bir bireyde norm dışı kabul edildiğinde, toplum bu bedenlerin kabul edilirliğine bir karşı duruş segilemekte ve hakim olan bedensel ifadenin dışında bir alanı reddetmektedir. Hem transcinsiyetli bireyler, hem engelli bireyler dışlanmakta, izole edilmekte ve toplumsal hayatın içerisine katılmalarına direnç gösterilmektedir.

Aslında beden her haliyle özgürce ifade edilebildiğinde, tercihlerini kullanabildiğinde, haklarından yararlanabildiğinde ve toplumun iğneleyici, vurucu gözünün altında olmak yerine hayatı yaşayabileceği güvenli ve kucaklayıcı bir alan bulduğunda kişi temel hak ve özgürlüklerine erişebilecektir. Geçen kış, Bethany ve Sonny’yi, engelli ve transcinsiyetli iki birey olarak, dayanışma içerisinde yazdıklarını paylaşırken bir konferansta dinledim. Onları dinlediğimden beri değişik şekillerde ortaya çıkan farklarımızın bedensel ifadesinin toplumda nasıl aynı şekilde dışlandığını, horlandığını ve “düzeltilmeye” çalışıldığını sürekli düşünür hale geldim. Bedenlerimize kendi normallikleri çerçevesinde saygı gösterilmemesinin nasıl kısıtlayıcı olduğunu sizlerle de paylaşmak için hem eşcinsel hem bedensel engelli olan avukat ve aktivist Bethany’den bir alıntı yapmak ihtiyacı duydum:

“Bazı engellilerin ‘sağlam’ bir bedene sahip olmak için çare arayışları var… Ama çoğumuz kuir bedenlerimizi kucaklıyoruz ve bu şekilde kendi bedenimiz içinde kendimizi daha iyi hissediyoruz. Bu benim için doğrudur. Ben 15 yaşında tekerlekli sandalye kullanma kararı verdim, hem de annemin ‘eğer yürümezsen asla normal bir hayatın olmayacak’ haykırışlarına rağmen bunu yaptım. Yürümek çabasından vazgeçtim çünkü bunun için gereken ameliyatlardan sonra altı ay yatakta kalmalıydım. Bu durum zihinsel sağlığıma büyük bir yorgunluktu ve yürümenin psikolojik olarak getirdiği maliyete değmeyeceğine karar verdim. Tekerlekli sandalye kullanmaya başlamak beni daha görünür bir kuir haline getirdi. Bu görünür şekilde normalliğin daha da dışına itilmek şair/aktivist Eli Clare’ın dediği şekilde beni  ‘kültürel olarak gelen kendinden nefret ve gurur’ arasında bir uzlaşma yaratmaya götürdü. Çünkü benim kuir bedenim günlük olarak norm dışılığımı bana hatırlatmaktadır. Bu hatırlatmalar da genellikle bakışlarla ya da bedenimle ilgili müdahaleci sorularla yapılmaktadır… Ancak beni göz önüne koymasının yarattığı yorgunluk bir yana, tekerlekli sandalye kullanmayı özgürleştirici buluyorum. Çünkü artık hayatın içerisinde yürmeye çalışırken yaşadığım mücadele ve acı olmaksızın tekerlekli sandalyemin verdiği özgürlükle süzülebiliyorum. Ve tabi, tekerlekli sandalye kullanma kararını vererek benim için ‘normal’ olan hayatı yaşama iznini kendime vermiş oldum; çünkü bu şekilde benim bedenim en rahat şekilde var olabiliyor” (Bethany Stevens).

Bakışlarımızla transcinsiyetli birini ya da engelli birini rahatsız ettiğimizde, aslında onlara “utanmaları” gerektiğini telkin ediyoruz. Bu utanma duygusunu ifadelendiren Sonny, ezilmişlikle utanmanın eşit olduğunu ve utanmayla adaletsizliğin birebir ilintili olduğunu vurguluyor. Kendi bedenimizle ilgili içsel olarak yaşadığımız utanç hissinin aslında toplumsal yapının içinden yani dışarıdan bize yüklendiğini söylüyor.

Hepimiz bedensel olarak kuiriz. Bazen şişmanız, bazen koyu tenli, bazen engelli, bazen kısa boylu ya da çok uzun boylu, bazen eşcinsel, bazen transcinsiyetli… Bedenimize yüklenen bu ‘normlar’, bu olması gerekenler bir yana her gün içinde uyandığımız bu bendenlerle varız. Ne olurlarsa olsunlar bedenlerimiz doğdukları gibi, oldukları gibi olmaya devam edecekler. Ne şekilde görünürlerse görünsünler, bize her türlü yaşanası zevki onlar tattıracaklar. Ruhumuz o bedenlerin içinde hayat bulmaya devam edecek. Bakışların, yargılamaların, not vermelerin, dışlamaların olmadığı, rollerin içine bizi sıkıştırmayan, rollerin içerisinde bizi hapsetmeyen, bedensel ifademizi, zevklerimizi, sağlığımızı göz ardı etmeyen bir toplumsal kucaklayışa ihtiyacımız var. Dayanışmayla daha kuir geleceklere ulaşmak mümkün.

Gaile Dergisi, 22 Mayıs 2011.

About shortbusmovement

SHORTBUS MOVEMENT is a civil society initiative consists of Human Rights activists whose roles and positions change during each activity. SHORTBUS is a team of dedicated volunteer individuals who believe that all people are equal, irrespective of sexual orientation, gender identity, sex or any other status. The group’s center is located in northern part of Cyprus and they aimed to support all the individual or organizational activities of Lesbian, Gay, Bisexual, Trans and Intersex (LGBTI) people of Turkish Community of Cyprus.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s